24/5/2007 - Sokrates'ten Bir Hikaye
Bir gün büyük filozof Sokrates'e bir tanıdığı, "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? dedi. Sokrates:"Bir dakika bekle " diye cevap verdi.Bana bu şeyi söylemeden evvel, senin küçük bir testten geçmeni istiyorum.Buna Üçlü Filtre Testi deniyor. "Üçlü Filtre ?" Doğru, diye devam etti Sokrates.Benimle, arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir.Bu ona Üçlü Filtre Testi dememin sebebi. Birinci filtre "GERÇEK FİLTRESİ" -Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin? -"Hayır" dedi adam."Aslında bunu sadece duydum ve..." -Tamam dedi Sokrates.Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.Şimdi ikinci filtreyi deneyelim."İYİLİK FİLTRESİNİ" -Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi? -"Hayır, tam tersi..." -Öyleyse, diye devam etti Sokrates.Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."İŞE YARARLILIK FİLTRESİ" -Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı? -Hayır, gerçekten değil... -İyi, diye tamamladı Sokrates.Eğer, bana söyleyeceğin şey, doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı da değilse bana niye söyleyesin ki?
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/5/2007 - BİR SEVDANIN ARDINDAN
Benim bir zamanlar büyük saydığım lakin hayat denen boşlukta küçüçük bir yer kaplayan bitmiş bir sevdanın ardından kalanlarlar bunlar. Birini sevmek,kendinizden ona bir şeyler vermek kadar yüce birşey olmasa gerek yeryüzünde. Hala seven kalplere...
Bir Sevdanın Ardından
Kalemi kırılmış mehtabın, asumanın
Gecelerin idamı isteniyor.
Gündüzlere müebbet hapis verilmiş çoktan.
Elbet bir gün benimde kırılan bütün dallarım yeşerecek...
name is yavuz
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/5/2007 - AÇGÖZLÜLÜK
Asya'da maymun yakalamak icin kullanilan bir cesit tuzak vardir. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir agaca veya yerdeki bir kaziga baglanir. Hindistancevizinin altina ince bir yarik acilir ve oradan icine tatli bir yiyecek konur. Bu yarik sadece maymunun elini acikken sokacagi kadar buyukluktedir, maymun elini yumruk yaptiginda elini disari cikaramaz.
Maymun, tatlinin kokusunu alir, yiyecegi yakalamak icin elini iceri sokar ve yiyecegi kavrar, ama yiyecek elindeyken elini disari cikarmasi olanaksizdir. Sikica yumruk yapilmis el, bu yariktan disari cikmaz. Avcilar geldiginde, maymun cilgina doner ama kacamaz.
Aslinda bu maymunu, utsak eden hicbirsey yoktur. Onu sadece onun kendi bagimliliginin gucu utsak etmistir. Yapmasi gereken tek sey elini acip yiyecegi birakmaktir. Ama zihninde acgozlulugu o kadar gucludur ki, bu tuzaktan kurtulan maymun cok nadir gorulur.
Bizi tuzaga dusuren ve orada kalmamiza neden olan sey, arzularimiz ve zihnimizde onlara bagimli olusumuzdur. Tum yapmamiz gereken, elimizi acip benligimizi ve bagimli oldugumuz seyleri serbest birakmak ve dolayisiyla ozgur olmaktir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/5/2007 - BİR ÜNİVERSİTENİN HİKAYESİ
Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi taşralıların Harvard gibi bir üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla "Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece bir kaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü ikna etmeye çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.
Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..." ******> "Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..." Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?" Rektörün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.
Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
KENDİMDEN BAHSEDEYİM
Beni ben yapan ne varsa bende. Deli dolu sevecen, sevdimi başkaları gibi çekip gitmeyen,sen mücadeleyi bırakmadan umutlarından vazgeçmeyen, ağlarken seninle ağlayan ve de gülerken seninle gülmesinibilen, sahtecilikten uzak kendi halinde vs.vs. Ne diyeyim daha başka gerçek olan ne varsa söyledim işte...
KATAGORİLER
Son Yazılarım
• Sokrates'ten Bir Hikaye
• BİR SEVDANIN ARDINDAN
• AÇGÖZLÜLÜK
• BİR ÜNİVERSİTENİN HİKAYESİ
• ALIŞMAK...
Arkadaşlarım
• edaatasoy
|